füzyoN SAHNE | Resim Köşesi

Gözümün Önünde

Rüya Çevik
Rüya Çevik, "Yaşanmamış İzler" tablosu
Rüya Çevik, "Yaşanmamış İzler" tablosu

Rüya Çevik

Gözümün Önünde

İçinde yaşadığım çağa,

Zarfı bu akşam açtım. Mühür kırılırken beklediğimden az ses çıktı. İçindeki iki kâğıt birbirine yapışmış. Ayırırken yıllar önceki davetin bir köşesi elimde kaldı. Bir yere gitmek için artık kullanamayacağım o kâğıda zarar vermiş olmak yine de üzdü beni. Sana yazdığım mektubun sonunda annemin şarkısı için bıraktığım boşluğu buldum. Hatırlamadığım kısmı hâlâ oradaydı.

Bugün bir kadın bana uzun uzun baktı. Bir dükkânın kapısında karşılaştık. İkimiz de ötekinin geçmesini bekliyorduk. Çekilmek için aynı yana gidince güldük. Yüzünü, gülmeden önceki hâliyle hatırlıyorum. Gözlerinden biri ışığı küçük, renkli parçalara ayırıyor gibiydi. Öteki doğrudan bana bakıyordu. İnsan kendisine bakıldığını hemen anlıyor da, karşısındakine bakmayı neden bazen bu kadar geç hatırlıyor? Yol verdim. Geçerken teşekkür etti. Ben de ettim. Ortada ikimizin de bağışladığı büyükçe bir zaman varmış gibi.

Sonra sokak daraldı. Binaların üst katları birbirine yaklaşıyor, başımı kaldırınca gökyüzünden çok karşılıklı pencereleri görüyordum. Bazılarında ışık vardı. Uyanık olmayı oldum olası bir meziyet saymışım. Oysa insan bazen yalnızca uyuyamaz. Önümde yürüyen kadına hemen yalnız bir hayat yakıştırdım. Kapısını açtığında duyacağı sessizliği bile hazırlamıştım onun için. Saçlarının, dikkat çekmeyecek kadar düzenli taramaya niyetlenilmiş bir şekli vardı. Sonra kendi evime dışarıdan bakan birinin ne kadar kolay yanılabileceğini düşündüm.

İnsanları anlamak konusunda kendime pek erken güvenmişim. Birinin gecikmesini yorgunluğuna, sertliğini incinmişliğine bağlayabiliyordum. Karşımdakinin hayatı hakkında pek az şey bildiğim hâlde, bana yaptıkları için oldukça ayrıntılı açıklamalar buluyordum. Bazen açıklamam o kadar güzeldi ki, anlattığım kişiyi yeniden sevmek geliyordu içimden. Sonra kendisi geliyordu. Oysa benim hikâyemde, söylediği şeyden pişman olduğu yere çoktan varmıştık. Sen, hesabın o sayfasını pek sıkça boş bırakıyorsun. Kırıklarını kimin topladığını da hatırlıyorum. Çoğunda kendi elim vardı.

Bir şeyin canımı yaktığını anlamak için bütün nedenlerini bilmem gerekmiyordu. Bazen anladığım hâlde ertesi gün aynı masaya oturdum. Gördüğünü kabul etmekle ona göre yaşayabilmek arasında, dışarıdan görünmeyen bedeller var.

Sen bu aralığı pek hesaba katmıyorsun. Neden kaldığımı, neden gitmediğimi, neden daha önce konuşmadığımı soruyorsun. Bir cevaba başlarken çay geliyor, biri saate bakıyor ve sözü kısa kesiyorum. Sonra sessizliğim, ortada anlatılacak pek bir şey bulunmadığına delil oluyor. Bir insanın hayatı hakkında hüküm vermek için bulunan vakit, onu dinlemeye bir türlü yetmiyor. Bunu söylediğimdeyse sesimdeki kırgınlıkla ilgileniyorsun. Ne olduğunu konuşmaya ayırdığımız akşam, nasıl konuştuğumu tartışarak geçiyor. Çayın üzerinde ince bir zar tutuyor.

Masanın öteki ucunda biri, ne kadar anlayışlı bir insan olduğumu söyledi. Biraz önce ne anlatmak istediğimi kimse sormadı. Halbuki orada ikimiz de yorgunduk. Cümlesini bitiren oydu.

Eve dönünce telefona baktım. Kimsenin zorladığı yoktu. Yalnızlığıma birinin sesini arıyordum. Karşıma yüzler çıktı. Birinin tatilini, birinin yeni evini, hiç tanımadığım birinin sabah ne kadar erken kalktığını öğrendim. Kendi günüm, az önce içinde yürüyüp gelmiş olmama rağmen, gösterilecek bir şeyi bulunmayan bir gün gibi görünmeye başladı. Bir fotoğraf seçtim. Pencerenin önündeki ışık güzeldi. Masanın dağınık tarafını dışarıda bıraktım. Görünmek için hazırladığım hayatın içinde, günümü geçirdiğim yere pek az yer kalmıştı.

Şimdi sana bu masadan yazıyorum. Fotoğrafa girmeyen her şey yerli yerinde. Sana karşı düzgün bir suçlama kurmak için önce kendi parmaklarımı görüntünün dışına almam gerekeceğini biliyorum. Bazı cümlelerini sen ortalıkta yokken de kendi kendime söylüyorum. Kimse okumadan önce yazdıklarımın başına oturup neyin fazla, neyin münasebetsiz olduğuna karar veriyorum. Kimi zaman itirazımı öyle inceltiyorum ki, sonunda sana teşekkür ediyormuşum gibi duyuluyor. Sonra bu kadar yumuşak bir sesle neye karşı çıktığımı ben de unutuyorum.

Bunu sana karşı kuracağım düzgün bir suçlamanın içine yerleştirmekte zorlanıyorum. İpleri gördüğüm her yerde yalnızca bir kukla bulmak istesem, kendi ellerimle yaptığım düğümleri de başka birine vermem gerekecek. Üstelik aynı ipe herkes aynı ihtiyaçla uzanmıyor. Kendi hayatımın yazarı olduğumu söylemek hoşuma gidiyor. Fakat bazı cümleleri yazarken, kimin onayına sunduğumu hâlâ biliyorum.

Gözlerimin açık oluşunu bir tehdit sayma. Bana bakarken rahatça yaptığın bazı şeyleri fark ettiğimi bilmeni istiyorum yalnızca. Gülümsemem, olanı başka türlü gördüğüm anlamına gelmeyebilir. Bazı cevaplarımı hâlâ sonradan buluyorum. Eve gelip paltoyu çıkarınca, gün içinde söyleyemediğim bir cümle ağzımda tamamlanıyor. Onu burada yazıyorum. Ertesi gün yanına götürüp götüremeyeceğimi bilmiyorum. Yazdığım cümlenin üstünü şimdiden çizme. Sen onu yalnızca vaktinde söylenmediği için yok saymaya alıştın. Bende biraz daha uzun kalıyor.

İlk mektubu yeniden katladım. Eski daveti de yanına koydum. Sana yazdığım bu sayfayı dışarıda bırakıyorum. Kendi insanlarına okutabilirsin. Bitirmemiş olduğum yerleri de göreceklerdir. Pencerenin yanındaki sandalyeyi onlara ayırdım. Karşısına kendi sandalyemi çektim. Aramızda müzik kutusu kadar bir boşluk kaldı. Ağırlayacağım insanlara hangi eksiklerimi göstermeyeceğimi düşünmeyi bırakıyorum artık. Sen gelirsen çay koyarım. Ama fincanına kendin bir yer bulursun.

Aydın Adrian Bahar

Rüya Çevik'i Instagram'da Takip Et →